Matild Manukyan Kimdir? Sıradışı Hikayesi

0

Aristo Katerli’nin minik kızı Matild Manukyan, aynı zamanda genelevler patroniçesidir. Bir insan nasıl olur da bu 2 özelliği aynı anda taşıyabilir?

Matild Manukyan Hayatı

1914 yılında İstanbul’da, Sütlüce semtinde bir ailenin kız çocuğu oldu. Adına Matild dediler. O yıllarda gerçekten altın boynuz olan Haliç’te, babasının 2 katlı konağında yaramaz, güler yüzlü, küçük bir kız olarak koşturdu. Bu koşturmaca 87 yaşında noktalanana kadar sürdü.

Yaşamının büyük bir bölümünü eşini kaybetmiş, dul olarak, Türkiye’nin genelev patroniçesi sıfatıyla ve vergi rekortmeni olarak tanınmasıyla sürdürdü. Yaşamı romanlara sığmayacak maceralarla dolu bir kadındı. Şişli’deki Huzur Palas’ta ölene kadar Türkiye’nin en zengin ve mütevazi kadını olarak yaşadı.

Geniş çerçeveli gözlüklerini, burnunun üstüne indirip yıllarca arka arkaya içtiği sigaraların kalınlaştırdığı sesiyle bombalı saldırıdan kurtulduktan sonra özetlemişti yaşamının sırlarını… Hayatta her şey boşmuş demişti.

Anne baba ve 4 kardeş Haliç’te, konakta sürüp giden neşeli bir yaşam sürdürmüşlerdi. Aile müessesesine son derce saygılıydı. Kardeşini yıllar önce kaybeden Manukyan’ın ailesi, çok tutucuydu. Bir röportajında’’ genelev patronu olacağımı rüyamda görsem inanmazdım.’’ Demişti. Çünkü ailesi çok tutucuydu. Her davranışlarında kontrol vardı. Oturmaları kalkmaları dadıları tarafından kontrol edilirdi. Otoriter ev düzeninden Balat Ermeni Okulu’na gittiğinde kurtulmuştu. İçindeki çocuğu özgür bırakmaya okuldaki arkadaşlarıyla oynadığı oyunlar sayesinde alışmıştır. Manukyan, bu değişimi hayatının renklenmesi olarak ifade etmektedir.

Matild Manukyan Ailesi

Manukyan’ın hayatındaki önemli kilometre taşlarından birisi, babasının 1.Dünya Savaş’ına katılması ve gazi olarak dönmesiydi. O yıllarda Sultan Hamam’da manifaturacılık yapan Manuk Efendi, yüksek öğrenim görmüş ve kızının da iyi bir eğitim almasını planlamıştı. Araya savaş yılları girince işleri bozulsa da çocuklarına bunu hissettirmemiş ve kızının iyi bir eğitim almaya devam etmesi için, Manukyan’ı Fransız Kız Lisesi’ne yazdırmıştır. Okuma alışkanlığını ölene kadar kaybetmeyen Manukyan, annesi Rozine Hanım’ın okuyan bir kadın olduğunu ve onu elinde hep kitapla gördüğünü söylerdi.

Manukyan, okumayı çok severdi. Her gün mutlaka gazete okurdu. Diktiği elbiselere karşı, ortak olduğu genelevden parasını almaya gizlenerek giderdi. Çünkü kocasının haberi yoktu. İstanbul, okumuş ve genç kız olmanın yanı sıra elinin dikiş tutmasının da önemli olduğu yılları yaşıyordu. Manukyan bunu fark ettiğinde 16 yaşındaydı. Ailesinin onayı ile İstanbul’un en meşhur terzilerinden birinin yanına çırak olarak girdi. Gece gündüz sürdürülen terzilik mesleği, bir sosyete terzisinin yanına kalfa olarak geçmesiyle bambaşka bir boyut kazanır.

Sosyete de yavaş yavaş adı duyulmaya başlar. Artık baloların çağrı listesine girmiştir. Eşi ile de bu balolardan birinde tanışmıştır. Ailelerin izniyle ilk önce birkaç dansa giderler ve sonra da hızlıca evlenirler. Manukyan’ın evliliği genç kızlığındaki ihtişamı hiç aratmaz. Eşi de babası gibi oldukça zengindir. Terzilik yapan Manukyan, lüks hayat yaşamaya başlar. Bu lüks hayat 2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla sekteye uğrar. Eşinin işleri bozulmaya başlar. Üstelik de Manukyan oğluna hamileyken…

Manukyan’ın İş Hayatı

Geçim zorlaşınca Manukyan yeniden sosyete terzisinin yanında çalışmaya başlar. Moda evine Behice adında bir kadın gelip gitmeye başlar ve birçok da kıyafet diktirir. Manukyan, bu kadının kendine olan borcunun 4 bini bulduğunu ve o zamanlar için bu paranın çok büyük para olduğunu ifade etmektedir. Borcu ödeyemeyen Behice, gel benimle eve ortak ol dedi. Manukyan, önce ne evi olduğunu anlamadı. Sonra Behice, sen hiç gelme ben paranı bankaya yatırırım deyince bunun genelev olduğunu anladı. Çekiniyordu ama paraya da ihtiyacı vardı ve kabul etti. Ailesine söylemedi çünkü kocası onu terk eder, ailesi evlatlıktan reddederdi. Ancak Behice, sözünü tutmamıştı. Manukyan, evine gidip gitmemekte tereddüt ediyordu. Sonra eşinden habersiz, yüzünü bir eşarp ile kapatarak evine gitti. Sonraki aylarda da gizlice gitmeye devam ederek parasını aldı.

Türkiye’nin en fazla vergi veren kadını olan Manukyan’ın vefat haberinin ajanslar tarafından geniş bir biçimde işlenmesi Yunanistan’da yayın yapan bir radyonun büyük ilgisini çekti. Manukyan’ın hayatını dinleyicilerine uzun uzun anlattı.

Daha sonrası herkesin bildiği şeyler aslında. Babasının dükkan kiralarını ödeyemediği için genelev patroniçesi olduğunu söyleyen de vardır. Zamanla genelev sayısı 37 oldu. Genelevlerden kazandığı parayı gayrimenkule dönüştüren Manukyan, ailesinden kalan gayrimenkul sayısını da oldukça arttırdı. Tam 6 kez vergi rekortmeni oldu. Tek varisi ABD’de yaşayan oğlu Kerope Çilingir’dir. Manukyan’ın mal varlığı; 500 daire, 50 dükkan, 4 han, 4 yazlık,220 ticari taksi plakası,37 genelev, 2 fabrika ve çok sayıda otomobildir. Manukyan, 2001 yılında hayatını kaybetti. Ayrıca hayatta başarılı olmanın yolları yazımızıda takip edebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Adınızı girin