Dünyadaki İlk Biyolojik Silahlar

0
Dünyada ki İlk Biyolojik Silahlar

Dünyadaki İlk Biyolojik Silahlar sandığınızdan çok daha eskilere dayanır. İnsanlık son 5 bin yılda 15 binden fazla kez savaştı. Bu savaşlarda 3 milyarın üzerinde insan öldü. Üstelik bunların %70’i asker değil, sivildir. Devletlerin yaptığı katliamlar, soykırımlar ve daha niceleri binlerce yıllık tarihimizde adeta bir kara leke bıraktı. Ama her savaş öyle topla tüfekle olmadı. Bazen bir devlet başka bir devleti yok etmek için eline bir taş bile almadı. Elbette silahları vardı ama bunlar gözler görülmez silahlardı.

Amaçlar aynı olsa da savaşlar da çeşitlere ayrılır. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Soğuk Savaş, günümüzde daha belirgin hale gelen ekonomik savaş, psikolojik savaş derken git gide daha fazla çeşitlendirebiliriz.  Bazı ülkeler yıkıldı bazı ülkeler de imparatorluğa dönüştü. İnsanoğlu zafere giden yolda her şeyi mübah gördü. İşte o insanoğlunun bugünlerde Korona’yı kitlesel bir imha için yarattığı iddiası vardır. İnanılacak gibi değil ama inanılamayacak kadar imkansızda sayılmaz. Çünkü bunun örneklerini çok gördük. 

Dünyadaki İlk Biyolojik Silahlar Ne Zaman Kullanıldı?

Dünyadaki İlk Biyolojik Silahlar Moğollar döneminde Tarihte ilk kez bir hastalığı lehine çevirmek için silah olarak kullandı bir adam… Avrupa’nın neredeyse yarısını yok etti. Evet haklısınız bu canilikten başka bir şey değildir. Bu yazımızda ilk biyolojik silahın kullanımını inceleyeceğiz. 

Virüs, mikrop ve bakteri yoluyla düşmanı etkisiz hale getirmeye dayalı savaş kazanma stratejisine biyolojik savaş denir. Benzerlerine ve küçük çaplı olanlarına tarihte pek çok kez rastladık. Veba, Osmanlı’da dahil birçok devlet sahnesindeki yerini tamamen değiştiren bir hastalıktır.  Veba hastalığı ilk kez yıl 331’de Çin’de görülmüştür. Hatta tesadüfe bakın ki günümüzdeki Korona virüsün çıktığı Wuhan kentinde ortaya çıkmıştır. Pireler aracılığıyla hayvanlara bulaşan veba, insanlara ise farelerden bulaşmıştır.

Hastalık, 1338’de Baykal Gölü 1345’de Volga Nehri’ne daha sonra yavaş yavaş Avrupa’ya yanaşmıştır. Avrupalı bunun farkında fakat o dönemde daha büyük bir korkusu vardır ve o da Moğollardır. Orta Asya’dan başlayarak Avrupa’nın kapılarına kadar kanlı bir çizgi çeken Moğol Devleti, git gide Avrupa’ya yanaşmaktadır. Yakıyor, yıkıyor ve yollarına devam ediyorlar. Başlarında ise tahtta geçebilmek için kendi kardeşini bile öldüren Cengiz Han’ın torunlarından Cani bey vardır.  

Moğollar Vebayı Avrupa’ya Nasıl Taşıdı?

Moğollar arkalarından veba hastalığı yaklaşırken Kırım’da yer alan Cephe kalesini kuşatıyor. Yani bir yandan Avrupa’ya koşarken bir yandan da vebadan kaçıyorlar. Bir ticaret limanı olan kale, dayanıklı surları ve zenginliğiyle biliniyor. Bu sayede uzun süreli bir kuşatma altındayken bile bölge halkı yiyecek içecek sıkıntısı çekmiyor. Moğol ordusu, bu kuşatmada yaklaşık 3 ay harcıyor. Kaleye geçemedikleri gibi vebada içlerinde yayılmaya başlıyor.

Surları silahlarla ve tırmanmayla geçemeyeceğini anlayan Cani Bey vebadan ölen askerlerin cesetlerini bir araya toplatıyor. Mancınığa yerleştirdiği cesetleri tek tek kalenin içine fırlatıyor. Eli silah tutamayacak olan bu ölü canlılar Cani Bey’in silahı oluyor. Oldukça etkili bir silah haline getirdiği bu hastalık, kısa sürede Kefe’ye sıçrıyor ve veba kent içinde yayılmaya başlıyor. Bu arada Kefe’nin bir ticaret limanı olduğunu hatırlatmakta fayda var. Zira kalenin daha fazla dayanamayacağını gören Avrupalı tacirler, ülkelerine dönmek için hızla kaçıyor. Tacirlere çoktan bulaşmış olan veba da böylelikle Avrupa yolculuğuna başlamış oluyor. 

Kara Veba’nın Avrupa’ya Yayılması

1347’de Konstantinopolis yani İstanbul’da, ilerleyen aylarda da Sicilya’da görüldü. Birkaç yıl sonra da tüm Avrupa’da görüldü. Bulaştığı insanın derisinde kararmalara yol açtığı için Kara Veba olarak adlandırıldı. O dönemde kilise hakimiyeti had safhada olduğu için hastalığa çözüm bulacak bilim insanlarının sayısı oldukça azdı.

Halk da doğal olarak çözümü kiliseden bekledi. Kilise de kendinden beklenen çözümü hızla buldu ve bu hastalığın tanrının inançsızlara verdiği bir ceza olduğunu söyledi. Yani suçu Yahudilere attı. Kilisenin de önderliğinde bir Yahudi avı başladı ve milyonlarca kişi yine yoktan yere öldürüldü.  İtalya’da ise hastalığın bulaştığı insanlar ayrı bir yerlere kapatıldı ve toplumla teması tamamen kesildi. Böylece karantina kavramı da ortaya çıkmış oldu. Peki yıllarca Avrupa’nın deyim yerindeyse kökünü kurutan Kara Veba nasıl mı sona erdi? Kendi kendine… Kimse bu hastalığa ilaç bulamadı. 

Wuhan’da ortaya çıkan ve yüzlerce insanın ölümüne sebep olan veba virüsü bulaşacak sağlıklı bir beden bulamadı. Bu yüzden tesir ettiği hasta ile birlikte ölmeye başladı. O kadar güçlü bir hale gelmişti ki bulaştığı kişiyi neredeyse 1 dakika içinde öldürüyordu. Kara veba yüzünden Fransa’nın 2/3’ü, İngiltere’nin de neredeyse yarısı yok oldu.

Avrupa’daki ortalama yaşam süresi 20 yaşın altına indi. Aynı dönemde Avrupalıların veba ile uğraşmasından faydalanan Osmanlı Devleti de topraklarını oldukça genişletti. Cani Bey’in ilk virüslü cesedi kaleden fırlattığı yılda dünya nüfusunun, 450 milyon civarında olduğu söyleniyordu ve veba ortadan kalktığında ise bu sayı 350 milyondu. Böylelikle ilk biyolojik silah, arkasında 100 milyon ölü ve tamamen sağlığına kavuşması için sancılar çekecek olan 6 kuşak bıraktı dünyaya…  

Kara Veba nasıl oluştu? Dendiğinde Avrupa’ya bir kişinin bulaştırdığı söylenirdi. İşte o kişi Cani Bey’dir. Kullandığı bu silahtan hiçbir zaman pişman olmadı. Zaman geçtikçe zalimce eylemler sergileyen insanlara, Cani sıfatı verilmeye başlandı. Böylelikle tarihin en cani adamlarından biri adını sadece vebanın yayıldığı döneme değil, tüm kötülüklere vermiş oldu.  

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Adınızı girin